30 Ekim 2009 Cuma
Cumhuriyet Bayramımız Kutlu Oldu mu?
24 Eylül 2009 Perşembe
Kadın ve Erkeğin Evrimi ...
Kadinlar sadece evde olur, yemek yapar, cocuk bakarlardi.
Sadece esinin geliri dusukse kadin calisirdi ve calisan kadina acinirdi.
Kadin calisiyorsa, evine bakamayacagi dusunulurdu,
Zaten kadin bekarken calisiyor idiyse bile evlenince evinin kadini olurdu.
90'li yillara gelindiginde kadin sadece evde olmak istemedi, artik
Calismak ekonomik olarak ozgurlesmek istiyordu.
Once universite okumaya ,sonra calismaya basladi. Bu kadinin hosuna gitmisti.
Calisiyor, istedigi gibi harciyor, geziyordu.
Artik calisan kadin evli olmak degil bekar olup gununu gun etmek istiyordu.
Yasasin ozgurluk...
Calisan kadin artik iskolik olmustu, calisiyor ve yuksekliyordu.
Zirveye ulasmisti. Bircok sirkette once orta kademe, sonra ustkademe
yonetici kadin oldu.
Doksanlarin sonuna gelindiginde sirketler yalniz ve iskolik 30lu
yaslarinda kadinlarla doluydu..
Bu calisan kadina yetmedi, citayi biraz daha yukseltti.
Artik hem evli ve hem de basarili calisan kadin olmaliydi.
Calisan kadin etrafina bakindi. Basarili, parali koca adaylari gozden gecirildi.
Adaylardan kel, sisman ve kisa boylu olanlar hemenelendi.
Ince ruhlu, saraptan anlayan, 14 Subat'ta muthis surprizler
Yapabilen, kimsenin bilmedigi yerlerde basbasa tatillere goturen,
yasamayi seven ve bol bol espri yapanlar hemen kapisildi.
Yurt disindan gelinlikler getirtildi. Otellerde muhtesem dugunler
yapilip, Maldivler'e ya da Bali'ye balayina gidildi.
Balayindan sonra calisan kadin hizla is basi yapti.
Gunduzleri toplantidan toplantiya kostururken artikaksam yemegini de
dusunmeye baslamisti.
Aksam ne yenmeli, nereye gidilmeli, esinin gomlekleri, pantolanlari
utulu mu, kiyafetleri kuru temizlemeciye
Gitti mi geldi mi, marketten alinacaklarin listesini cikar, is cikisi
gital, eve gel, aksam yemegini hazirla....
Calisan kadin artik mutluydu. Gece yatagi sicacikti.
Uzulunce derdini paylasan, hastalaninca ona bakan, aglayinca destek
olacak bir omuza, goz yaslarini silecek sefkatli ellere sahipti. 15
saat kosturmak kadina viz geliyordu. Etraf bu sekilde kosusturan, ev
ile is arasi cift vardiya calisan Kadinla doluydu.
Zaman geciyordu. Calisan kadin 35 ine yaklasiyordu. Biyolojik saati
'be bek, be - bek' diye uyari vermeye basladi.
Evet calisan kadin hemen cigliklar atmaya basladi 'Bebek de yaparim
kariyer de ' diye...
Calisan kadinlar hemen sosyetik kadin dogumcularin randevularini
doldurdular. Calisan kadinlar ajandalarina ve islerinin temposuna
Uygun zamani secip hemen mikroenjeksiyonla bebek yapmaya basladilar.
1-2 ay sonra guzel haberler sirayla gelmeye basladi,calisan kadinlar
hamileydiler.
Calisan adin hem hamile, hem guzel olmak istedi.
Hemen diyetisyenlere kosulup, ozel hamile diyetleri alindi, bol bol
Kivi yenmeye baslandi. Eskisi gibi tatli, tursu, borek, Erik
aserilmiyor, karpuz, kivi ve mango isteniyordu gecenin bir yarisi
eslerden.
Calisan kadin cocugunu eski usul buyutmeyecekti. Hemen onlarca
hamilelik, bebek buyutme kitaplari alindi, bir cok Internet
Sitesine uye olundu, yoga ve anne-baba kurslarina yazilindi.
Calisan hamile kadin artik gun gun takip ediyordu bebeginin
gelisimini. Bugun 43. gun, bebegim uzum tanesi gibi... 59. Gun,
parmaklari olustu... 89. gun, bugun ilk defa hickirdi... 210. gunden
sonra artik bebegin matematik zekasinin artmasi icin Mozart
dinletilecek.
.. Sonunda mutlu gun geldi. Calisan kadin artik anneydi. 3-4 aylik izinden
Sonra calisan kadin oldurucu diyetlerle zayiflayarak incecik bir
sekilde isbasi yapmisti.
Artik basarili bir yonetici, iyi bir es ve anne olarak 24 saat
calisiyordu. Bebek buyudukce, sosyallesmesi icin calisan kadin
cumartesilerini cocuguna ayirdi. Artik tum anneler topluca
etkinliklere katilmaya basladilar. Yas gunu partileri,
tiyatrolar,piyano dersleri, basketbol, tenis ve yuzmekurslarinin biri
bitiyor, digeri basliyordu.
Calisan kadina bu da yetmedi. Artik hem calisiyor, hem
iyi bir es olmaya gayret ediyor ve hem de annelik yapiyordu. Calisan
kadin citayi bir kez daha yukseltti.
O artik evinde katkisiz, saglikli ekmekler, receller yapmali,
organik gidalarla, vitamini bol sebze yemekleri hazirlamali,
cocuguna ve esine ozel gunlerde pastalar yapabilmeli, bu pastalari
cok guzel susleyebilmeliydi. Butun calisan kadinlar yemek yapma
kurslarina kosmaya basladilar.
Evlerine ekmek yapma makinalari aldilar,
Toplanti aralarinda bir birlerine yemek tarifleri vermeye basladilar,
'Dun nefis bir cavdarli ekmek yaptim, istersen tarifini vereyim 'Ben
de hafta sonu harika bir pasta yaptim. Evdekiler bayildi. Bir
aksam gelin de size de yapayim' Bakalim calisan kadin bundan sonra
citasini nereye yukseltecek?
Gelelim erkege...
Bu surec icerisinde calisan erkek ise citasini hic yukseltmedi.
80'lerde, 90'larda ve 2000'lerde hep TV izliyor, bira iciyor ve maca
gidiyordu...
Mutlu günler .. :))
23 Eylül 2009 Çarşamba
Bayramınız Kutlu Olsun...

Bir arkadaşım mail aracılığı ile bayramımı kutlamış. Çiçek böcek fotoğrafları yerine hepimizi çocukluğumuza götürerek bayramların gerçek anlamını hatırlatan mailini görünce çok duygulandım. Bayramlar artık eskisi gibi bir coşku vermiyor yüreklere.Bayram dendi mi hemen kaç gün tatil ouyor diye bakılıyor, programlar yapılıp biryerlere kaçılıyor. Hem biraz dinlenmek, hem de gelen gidenle uğraşmamak amaç... Ama atladığımız bir nokta var ki, biz böyle yaptıkça hayat yavaş yavaş rengini yitiriyor. Cep telefonlarının mesajlarıyla sıradan bayram kutlamaları yerine lütfen büyüklerimizin ellerini öpelim ve hayır dualarını alalım. Bayramınız kutlu olsun,
Eskiden olduğu gibi,
Bol köpüklü Türk kahvesi ve yanında ufak bir kadeh nane likörü,
El öpen çocuklara bir çift çorap içinde verilen kağıt 2½ lira,
Tüm aile fertleriyle birlikte yenilen bayram yemeği tadında bir Şeker Bayramı olmasını diliyorum herkese.
18 Eylül 2009 Cuma
Faik Canselen'i kaybettik...
Faik Canselen'in kısa hayat hikayesine baktığımızda hem besteci hem de eğitimci Faik Hocayı görüyoruz. Yeni müzisyenlerin yetişmesinde büyük payı olan Faik Hocam,1931’de Ankara Musiki Muallim Mektebini (Müzik Öğretmen Okulunu), 1943’te Ankara Devlet Konservatuvarı İleri Kompozisyon ve Orkestra Yönetimi bölümlerini bitirdi. 1947-1949 yılları arasında da Paris Ecole César-Franck Müzik Okulunu ve Paris Devlet Konservatuvarını bitirdi. Yurda döndükten sonra çeşitli okullarda 42 yıl müzik öğretmenliği yaptı. Çocuk ve gençlik şarkıları, marşlar, orkestra ve koro yapıtları besteledi. Müzik ders kitapları yazdı. Korolar ve çalgı toplulukları kurdu, yönetti. Yapıtları, orkestralar ve korolar tarafından seslendirildi. Şimdilerde kızımın da içinde yer aldığı ANTDOB Çocuk korosunun vazgeçilmezlerindendir "İLERİ" marşı..
Malum bizim aile Ankaralı. Babam Atatürk Liseli, Teyzem ise Şükran Canselen ile birlikte Ankara Kız Liseli. Faik Hoca ile tanışmaları 1955-60lara dayanıyor. Çok anlatırlardı Faik Hocayı aile sohbetlerinde. Tanışmaksa eşim Hakan Kalkan aracığı ile oldu. Hakanın da hocası, değerli üstadı idi. Faik Bey ile sohbet etmek, onu dinlemek çok ayrı bir heyecan ve keyifti. Bu saygıyı kendisinden Nikah Şahidimiz olmasını isteyerek pekiştirmiştik. 10 Temmuz 2005'te Ankara Üniversitesinin o güzel tarihi binalarının arasında harika bir kır düğününde hocam bizleri kırmayarak mutluluğumuza iştirak etmişti.
Şimdi çok karmaşık bir ruh halindeyim. Hem kaybetmenin verdiği hüzün, hem böylesine büyük Cumhuriyet bestecisi ile birlikte olma, onu ve sevgili eşini biraz da olsa tanıyabilme şansını yakalamış olmanın gururu...
Hocam sen rahat uyu, biz Cumhuriyetin ve çağdaş müziğin bekçiliğini senin gittiğin yere gelene kadar bırakmayacağız.
Sevgiyle,
İleri , Türkiyem Marşı , Boş Beşik, Köy Düğünü ve birçok senfonik eserleri, marşları, orta ve lise dengi okullara müzik eğitim kitapları hazılayan ve öğrencilerimizin yetiştirilmesinde, müzik kültürü kazanmalarında önemli bir yeri olan bestecimiz Faik Canselen, tüm eserlerini bestelerken Cemal Reşit Rey’in etkisinde kaldığını ve onun sıcak dostluğu sayesinde Türkiye’deki yerini aldığını söylüyor. Sadece Faik Canselen değil, Türkiyemizde yetişen birçok Türk bestecisine öncülük etmiştir ve bestecilerimizin tanınmasında, eserlerinin seslendirilmesinde büyük rolü olmuştur.
1927 yılında Yüce Atatürk’ün direktifleriyle, milli müzikten çok sesli müziğe doğru çağdaşlaşma kapsamında, Cumhuriyete ve Atatürk ilkelerine uygun şartlarda , Türk bestecilerini tanıtmak, teşvik etmek ve eğitmek amacıyla Cumhuriyet gazetesi bir yarışma düzenler ve Türkiye’nin çeşitli bölgelerinden bu yarışmaya bir çok besteci eserlerini tanıtmak amacıyla katılırlar.
Yarışmaya 7 eser katılır ve “Köy Düğünü” adlı bestesi ile yarışmayı Faik Canselen kazanır. Yarışma sonrası Faik Canselen’in Cemal Reşit Rey ile tanışma imkanı doğar, çünkü Cemal Reşit Rey yarışma sonrası kendisini evine davet etmiş, evinde Faik Canselen’e piyano sonatlarını ve değişik eserlerini piyanoda seslendirmiş ve aralarında dostluk başlamıştır. Öyle ki Faik Canselen ile Cemal Reşit Rey birbirlerine sık sık mektup yazarlar, bestelerini mektuplarda anlatırlarmış. Faik Canselen “ Cemal Reşit Rey, yazdığım her mektuba hemen cevap verir ve bestemi hemen dinlemek istediğini belirtirdi” diyor. Daha sonra kendisinin İstanbul’a gelip birlikte çalışmalarının yararlı olacağını belirtmiş ancak bu gerçekleşememiştir.
Çanakkale Savaşından sonra Faik Canselen “ Çanakkale” için bir eser besteler ve bunu ilk olarak Cemal Reşit Rey’in dinletisi sunar. Yalnız “Çanakkale” eserini dinleyen Cemal Reşit Rey aynen şu ifade’yi kullanır.
“HAYIR, HAYIR, HAYIR, ben Köy Düğünündeki Faik Canselen’i istiyorum”
Çünkü Cemal Reşit Rey, milli müziğimizden bir şey kaybetmeden çoksesli müzik yapılmasını ve bunun çağdaşlaşma yönünde iyi bir adım olacağını düşünmektedir Köy Düğünü adlı eserde ise bunu net bir şekilde görmüş ve Çanakkale için yazılan bu önemli eseri beğenmediğini açıkça ifade etmiştir. Faik Canselen Köy Düğünündeki armoniyi Çanakkale ve diğer eserlerine taşımış ve bu şekilde Cemal Reşit Rey’e verdiği sözü tutmuştur.
Genelde eserlerini paraya dönüştürmeyen Cemal Reşit Rey, ülkemizde beste yapmanın bir özveri olduğu gerçeğinden yola çıkarak yılmadan beste yapıp durdu. Bestelerinin çoğu seslendirilmedi bile, kimileri bir kez çalındı, kimileri ise unutuldu. Besteciler, eserleri çalındığı sürece gerçek anlamda ölmezler. Bize acı veren onların artık eser veremeyecek olmalarıdır...
16 Eylül 2009 Çarşamba
9 Eylül 2009 Çarşamba
Çıtır Kasede Et Sote
HAMUR KÂSESİ İÇİN;
Malzemeler
2 Su Bardağı Un
1 Çay Bardağı Su
1/2 Çay Bardağı Zeytinyağı
7-8 Dal Dereotu
1 Tatlı Kaşığı Toz Kırmızı Biber
2 Çay Kaşığı Tuz
1 Yemek Kaşığı Çörek Otu
1 Yemek Kaşığı Susam
1 Yumurta Sarısı
ET SOTE İÇİN;
Malzemeler
1 Kg. Dana Eti
2 Orta Boy Domates
1/2 Yemek Kaşığı Domates Salçası
Kekik, Tuz
HAMUR KÂSESİ
Yapılışı
Öncelikle hamur malzemelerinin hepsini karıştırarak, kulak memesinden biraz daha sert olacak şekilde bir hamur yoğurun. Tuzu damak zevkinize göre azar azar ekleyin. Kullandığımız unlarda kıvam açısından farklılık gösterebileceği için, unu da azar azar ekleyin. Hamuru, yarım saat kadar dinlendirin. Fırına dayanıklı kâselerin dış kısmını katı yağ ile yağlayın ve hamuru oklava ile açarak kâselerin üzerine sıvayın. (Ben büyük kâseler elde etmek istediğim için, hamur ile mini tart kalıplarımın dışını kapladım, siz daha minik kâseler yapmak isterseniz, kalıbınızın iç kısmını kullanabilirsiniz) Önceden ısıtılmış 180 derece fırında 30-35 dk. hamurların üzeri kızarıncaya kadar pişirin.
ET SOTE
Yapılışı
Kuşbaşı doğranmış olan etlerinizi güzelce yıkayın. Suyunu çok süzmeden, bir tencereye alın. Yarım çay bardağı sıvı yağ ekleyin ve kısık ateşte pişirmeye başlayın. Arada karıştırarak ve suyunu kontrol ederek (etler pişmemiş ama suyunu çekmiş ise 1 çay bardağı kadar kaynar su ekleyin, bu işlemi et pişene kadar tekrar edin) pişirin. Et pişerken üzerinde oluşan köpüğü bir kaşık ile alarak, atın. Etleriniz pişince, bir kevgir yardımı ile temiz bir tencereye alın, 1 çay bardağı sıvı yağ ile orta ateşte karıştırarak kızartın. Domates rendesi ve salçayı ekleyip, domateslerin çiğ tadı gidene kadar pişirin. Altını kapatıp, tuz ve kekik ekleyin. Hem hamur kâseleriniz, hem de et sote soğuyunca, yemeği hamur kâselerinin içine paylaştırın. Servis etmeden önce üzerine biraz kaşar serpin ve 200 derece fırında ısıtın. Sıcak servis yapın.
Bu tarifi ilk kez gördüğüm Hünerli Bayanlar'a teşekkürlerimle. Afiyet olsun..
Misafirlerim lezzet ve sunum için on numara dediler:)
Misafirlerimi sakin bir teras akşamında keyifle ağırladım. Hem onlar hem biz çok mutlu olduk. Pratik yemekler, soğuk mezeler ve sunumunun şıklığı yanında lezzetli bir ana yemek... Ana yemek tabağımın fotoğrafını yayınlamayı çok istiyordum ama servisi tamamlayana kadar tarumar olmuştu. Onun için çıtır kaselerim pişerkenki halini paylaşabiliyorum. Menüde bir de Datça usulü bademli kabak vardı. Datça Palamut Bükü'nde yemiş çok beğenmiştik. Cevizli yapardım eskiden ama badem de ayrı bir lezzet katıyor.
7 Eylül 2009 Pazartesi
Bu akşam çok önemli ve bir o kadar da sevdiğim misafirlerim var. Onlar için harika bir sofra hazırlamak istiyorum. Yarın sizinle için fotoğraflarımı paylaşacağım....
Bu arada hafta sonu dostlarımızla birlikte Çıralıdaydık. Çıralı gerçekten çok güzel ve bir o kadar da dinlendirici bir yer. Çıralıdan Olimpos'a kadar sahile paralel yüzmenizi tavsiye ederim. Hele Çıralı tarafına doğru giderken karşıda yükselen dağlar ve yeşillik, insanın ruhunu öyle bir dinlendiriyor ki.... Bu huzurun üstüne bir de bir arkadaşımızın tam 83 yaşındaki annesi, tam bir Cumhuriyet kadını Ayşe Hanım ile tanışmak, her durum için dudaklarından seri bir şekilde dökülen dörtlüklerini dinlemek yaşama sevincinin ne demek olduğunu bir kez daha anlamama neden oldu. Ayşe Hanımın dediği gibi;
"Hayatta hiçbirşey için geç değildir."
Sevgilerimle,
Juju
3 Eylül 2009 Perşembe
Café de Juju'ya hoşgeldiniz ...
Hmmm çok güzel oldu. Şu an yüzümde müthiş bir gülümseme var. Sanki uzun zamandır açmak istediğim o Cafe'nin kapısındayım ve "Hoşgeldiniiz :) " diyerek içeriden gelen nefis muffin kokuları arasında sizleri birer birer içeri alıyorum. Gözümde müthiş bir ambians canlanıyor. Şık, sevimli ve sıcacık.
Burada sizlerle sadece yemek ve pasta tariflerimi değil, zaman zaman içimde yükselen duygularımı da paylaşmak istiyorum. Hani bir mutfağa girdiğinde, bir de yazı yazmaya başladığında durdurulması zor insanlar vardır ya (vardır vardır) işte ben de onlardan biriyim. Yemek yemek kadar yemek yapmanın da zevk olduğunu düşünenlere ve düşüneceklere sevgilerimle...
Keyifli günler dilerim...

